22.06.2010 Basın açıklaması:Türkiyenin kara günü

Türkiye’nin Kara Günleri

Acının birisi dinmeden yeni acılar yaşıyoruz. Son ulaşan bilgilere göre İstanbul Halkalı’da personel servisinin geçişi esnasında yol güzergahına konulan bombanın patlaması sebebi ile 3 uzman çavuşumuz şehit olmuş ve bir askeri personelin kızı hayatını kaybetmiştir. Ve çok sayıda insanımız da yaralanmıştır.Daha iki gün önce de Şemdinli’de 11 askerimiz şehit olmuştur.  Şehit olan tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, acısı derin olan ailelerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ateş en fazla düştüğü yeri yakar doğru ama her şehit haberinde bizim de yüreklerimiz dağlanmaktadır. Acımızı ifade etmekte zorlanmaktayız. Bununla beraber son zamanlarda artan terör eylemlerinin uluslar arası gelişmelerden ve içeride bazı çirkef siyasi hesaplardan cesaret aldığını düşünmekteyiz.

Üye Giriş Formu



Anketler

Sitemizin yeni tasarımını nasıl buldunuz?
 

TÜRKİYE HABERLERİ

Sitedeki Üyeler

Yok

Konya Haberleri

22.06.2010 Basın açıklaması:Türkiyenin kara günü PDF Yazdır e-Posta
Salı, 22 Haziran 2010 14:02

Türkiye’nin Kara Günleri

Acının birisi dinmeden yeni acılar yaşıyoruz. Son ulaşan bilgilere göre İstanbul Halkalı’da personel servisinin geçişi esnasında yol güzergahına konulan bombanın patlaması sebebi ile 3 uzman çavuşumuz şehit olmuş ve bir askeri personelin kızı hayatını kaybetmiştir. Ve çok sayıda insanımız da yaralanmıştır.Daha iki gün önce de Şemdinli’de 11 askerimiz şehit olmuştur.  Şehit olan tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, acısı derin olan ailelerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ateş en fazla düştüğü yeri yakar doğru ama her şehit haberinde bizim de yüreklerimiz dağlanmaktadır. Acımızı ifade etmekte zorlanmaktayız. Bununla beraber son zamanlarda artan terör eylemlerinin uluslar arası gelişmelerden ve içeride bazı çirkef siyasi hesaplardan cesaret aldığını düşünmekteyiz.

Komplo teorisi olarak değerlendirilmemesini özellikle istirham ederek, birkaç hususa temas etmek istiyoruz:

Türkiye’nin bölgesel güç olarak öne çıkmaya başlamasının, bulunduğu bölgede hak ettiği söz sahibi ülke konumuna yönelik adımlarının ve ayrıca ülke içinde Anayasal reformlar, daha demokratik bir toplum yapısına kavuşma ve Avrupa standartlarında bir hukuk devleti olma yolundaki ağır aksak gayretlerinin içte ve dışta kimi odakları rahatsız ettiği bilinen bir gerçektir.

Yargılama süreci devam eden Ergenokon Terör Örgütünün geçmişte toplum mühendisliği adına bazı terör olaylarına kaynaklık ettiği iddiaları da değerlendirildiğinde Ergenekon terör örgütü ile bağlantılı olabileceği ihtimali ve kesinlikle dış kaynaklı bir destekle yapıldığı göz ardı edilmmelidir.

Acıyı gömüp soğukkanlı davranmanın zor olduğu bir süreç yaşanmaktadır. Bununla beraber ülkenin ve milletin selameti adına katlanılan fedakarlıklar öfkeye mağlup edilmemelidir.
Farklılıkları kin ve düşmanlık vesilesi yapmadan, yapmaya kalkışanlara da fırsat vermeden, dini, mezhebi, etnik kökeni, partisi gibi saflara ve gruplara bölmeden, milli şuuru canlı tutarak, bir ve beraber yaşanan ortak geçmişin kültüründen beslenerek kenetlenmeli, şer odaklara fırsat verilmemelidir. 

Türkiye’ nin demokratikleşme ve anayasal reformlardan geriye gitmesi söz konusu olamaz. Bu manada OHAL ilan edilmesi gibi talepleri çok doğru bulmadığımızı ifade etmek isteriz.
Bu mesele iç siyaset meselesi değildir. Bu mesele vatanımızın ve ulusal bütünlüğümüzün devamı meselesidir.  İç siyaset malzemesi olarak kullanılamaz. Herkes, karşılıklı söz düelloları yapmadan ve hamasi nutuklar atmadan makul ve uygulanabilir çözüm önerileri ile birlikte sorumluluk altına girmelidir. Sadece eleştirmekle geçilecek, günü kurtaracak ve oy avcılığı yapılacak bir mesele değildir.

Artan terör olayları zamanlama itibariyle de oldukça düşündürücüdür. Anayasa tartışmalarının, dış işlerinde yaşanan olumlu havanın ve uluslararası arenada cereyan eden eylem ve planlar ile bazı sözleşmelerin imzalanıp hayata geçirildiği, Türkiye adına gelişmelerin yaşandığı bir konjonktüre denk gelmesi yanında, Ergenekon davası da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Acaba hangi gündem yada gündemler ile içte ve dışta hangi planlar vatandaşın gözünden kaçırılmaya çalışılmaktadır. Zira bu cinayetleri işleyen canilerden her türlü insanlık dışı davranış ve düşünce beklenmelidir.Millete bu acıyı yaşatanları, içte ve dışta destek olanları lanetliyoruz.

Türk Yargısı’nın Kara Günü

Bize göre bu yaşananlarla yüksek yargıya sirayet etmiş olan kokuşmuşluk bir bütünlük arz etmektedir. Şöyleki;
Önce Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Ergenekon sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın tutukluluğunun devamına karar veren ve tahliye etmeyen hakimleri tazminata mahkum etmesi kararı geldi.
Gözleri sadece Ergenekon’u görenler, darbecilere destek olmak için yarışanlar, Ergenekon’da kıyamet koparıyor. Yargıtay da hukuka tamamen aykırı biçimde, sürmekte olan bir davayla ilgili önlem kararı hakkında tazminata hükmediyor.
Tutuklama veya arama gibi işlemler haksız yapılmışsa, bunun nasıl “tazmin” edileceğini CMK 141. ve izleyen maddelerinde düzenlenmiştir. Dava bittikten sonra ve devletten tazminat talep edilebilir. Kararı verenlerden doğrudan tazminat talebi söz konusu değildir.

Halbuki 4. Hukuk Dairesi:
Dava bitmeden ‘haksız tutuklama’ kararı vermiştir, bu karar Hukuk Dairesi’nin değil, ceza mahkemesinin yetkisindedir.Hukuk Dairesi, ceza soruşturmasındaki delilleri zayıf bulmuştur. Oysa ceza yargısında bile Yargıtay’ın ‘delilleri takdir’ yetkisi yoktur. Bu karar,  Ergenekon hâkimlerine gözdağı vermek, “mahkemeyi etkilemek” gibi bir sonuç doğuracaktır.
İkinci olarak, Yargıtay 11. Ceza Dairesi, İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde “Ergenekon terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla yargılandığı dava ile Yargıtay'daki davasının birleştirilmesine karar verdi. Sanıklar koşulsuz tahliye edildi. Ayrıca Yargıtay, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti için suç duyurusunda bulundu.Ses bantlarının ortalığa saçılmış olması falan kimsenin umurunda olmadı. Nasıl konuşulduysa, öyle hüküm verildi.

Yargıtay 11. Ceza dairesinin birleştirme konusunda emredici yetkisi yoktur ve Amir mahkeme değildir. 11. Ceza dairesi, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bir üst mahkemesi değil ve üst mahkeme sıfatıyla böyle bir karar vermemiştir. Birisi görevle ilgili diğeri çete suçlamasıyla ilgili iki ayrı dava söz konusudur ve yargılamada farklı usullere tabidir. Bu uygulamanın hukuki bir yönü yoktur. Tutuklamanın konusu terördür ama Yargıtay zorlama yapıp bu konuyu almış ve tahliye gerçekleşmiştir.

Son olarak Balyoz soruşturması kapsamında heyet kararı ile tutuklanmasına karar verilenler itiraz üzerine HSYK  tarafından tartışmalı bir şekilde atanan  nöbetçi hakim tarafından tahliye edilmiştir.

Kimsenin tutuklu bulunması bizi sevindirmez. Masum hiç kimsenin de mağduriyetine gönlümüz razı olmaz. Bununla birlikte bu devlete bu millete karşı suç işleme niyet ve cüretini gösterenlerin cezasız kalmasını kabul etmemiz de beklenmemelidir.

Yaşanan bu gelişmeler üzerine gerek görsel gerekse yazılı medya kanalında akademisyeninden yazar-çizerine kadar pek çok kesim nezdinde Yüksek Yargı özelinde yargı tartışılır olmuş,  ciddi eleştiriler ve ithamlar dile getirilmiştir.

Yüksek Yargıda da bazıları tarafından hukuk  terörü  estirilmektedir.Türk yargısını böyle bir tartışmanın odağı haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Herkes bulunduğu makamın hakkını vermeli, ideolojik ve siyasi hesaplaşmalarını kendi mecrasında sürdürmelidir.

Türk yargısı kendi yarasını temizleyecek potansiyele ve insan kaynağına sahiptir. Yeter ki ideolojik ve tarafgir yaklaşımlarla engellenmesin…