22.06.2010 Basın açıklaması:Türkiyenin kara günü

Türkiye’nin Kara Günleri

Acının birisi dinmeden yeni acılar yaşıyoruz. Son ulaşan bilgilere göre İstanbul Halkalı’da personel servisinin geçişi esnasında yol güzergahına konulan bombanın patlaması sebebi ile 3 uzman çavuşumuz şehit olmuş ve bir askeri personelin kızı hayatını kaybetmiştir. Ve çok sayıda insanımız da yaralanmıştır.Daha iki gün önce de Şemdinli’de 11 askerimiz şehit olmuştur.  Şehit olan tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, acısı derin olan ailelerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ateş en fazla düştüğü yeri yakar doğru ama her şehit haberinde bizim de yüreklerimiz dağlanmaktadır. Acımızı ifade etmekte zorlanmaktayız. Bununla beraber son zamanlarda artan terör eylemlerinin uluslar arası gelişmelerden ve içeride bazı çirkef siyasi hesaplardan cesaret aldığını düşünmekteyiz.

Üye Giriş Formu



Anketler

Sitemizin yeni tasarımını nasıl buldunuz?
 

TÜRKİYE HABERLERİ

Sitedeki Üyeler

Yok

Konya Haberleri

BASIN AÇIKLAMASI PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 21 Mayıs 2009 15:04

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'kayıp trilyon' davasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargılanabileceği hükmüne vararak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş olduğu takipsizlik kararını kaldırmış olması karşısında olaya ilişkin düşüncelerimizi belirtme ihtiyacı hissetmiş bulunmaktayız;

Cumhurbaşkanlığı makamı Türkiye'nin en yüce makamıdır. Cumhurbaşkanı Türkiye'nin birliğini, beraberliğini ve bütün Türk milletini temsil eder. Anayasa'nın 105. maddesi Cumhurbaşkanı'nın vatana ihanet dışında yargılanamayacağını çok açık olarak hükme bağlamıştır. “Cumhurbaşkanlarının mutlak dokunulmazlığı” söz konusudur.  Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, üst hukuk normunu görmezden gelerek bir karar vermiştir. Bu karar açıkça Anayasa'ya aykırıdır.

Evvelemirde; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili verdiği takipsizlik kararına ancak “suçtan zarar gördüğü” varsayılan Hazine'nin yani Maliye Bakanlığı'nın itiraz edebilir. Bu konu ile alakalı hem ceza hem de alacak davasında Hazine müdahil olmuştur.Yargıtay'dan emekli hakim Cahit Nalbantoğlu'nun “Maaşımdan kesilen ve Hazine'ye giden vergilerim, Hazine'ce zarara uğratıldı. Dolayısıyla ben de zarara uğratıldım” gerekçesiyle yaptığı başvuru üzerine Sincan'daki mahkemenin takipsizlik kararını kaldırmış olması, ceza usulü açısından katılan sıfatı olmayan, davaya müdahil olamayan birisine dava ile ilgili tasarrufta bulanabilme imkanı bahşetmek demektir.Şimdi gerçekten vahim bir hukuk ihlali ile karşı karşıyayız. O zaman savcılığın bütün kararlarına, örneğin bir zimmet davasına her vatandaşın itiraz edebilmesi mümkün hale gelir. Çünkü zimmete geçirilen devlete ait para dolaylı olarak vatandaşa da aittir. Ceza Usul Kanunu'nda böyle bir mantık yoktur. Mahkeme, itiraz eden suçtan zarar gören sıfatını taşımadığı için itirazın reddine karar vererek dosyayı Ankara Başsavcılığı'na iade etmesinin uygun olacağı düşüncesindeyiz..Başta yapılan bu usul hatası sebebi ile kararın hukuken bir geçerliği bulunmamaktadır. “Yok Hükmünde” bir karardır.  Adalet Bakanlığı olağanüstü kanun yolu olan yazılı emir müessesesini işletebilir ve bu konuyu Yargıtay'a taşıyabilir. Hatta Yargıtay Başsavcılığı da hiç beklemeden kendiliğinden harekete geçebilir.Bununla birlikte Cumhurbaşkanlığı makamına ilişkin olarak böyle bir kararın ortaya konulmuş olması devletin tepe noktasındaki Cumhurbaşkanlığı makamını yıpratmaktan öte bir anlam taşımaz. Hukuki bir karar olmaktan çok, politik ve siyasi bir karar izlenimi baskın çıkmaktadır. Yansımaları ise sadece yurt içi ile sınırlı kalmaz.  Türkiye dışında çok daha farklı şekilde yansır. Türkiye'nin itibarıyla ilgili konulardır. Devletin en üst makamını rencide edecek bir karar alınamaz, alınmamalı. KAMUOYUNUN BİLGİSİNE SAYGI İLE DUYURULUR.   Denge Hukukçular Derneği