22.06.2010 Basın açıklaması:Türkiyenin kara günü

Türkiye’nin Kara Günleri

Acının birisi dinmeden yeni acılar yaşıyoruz. Son ulaşan bilgilere göre İstanbul Halkalı’da personel servisinin geçişi esnasında yol güzergahına konulan bombanın patlaması sebebi ile 3 uzman çavuşumuz şehit olmuş ve bir askeri personelin kızı hayatını kaybetmiştir. Ve çok sayıda insanımız da yaralanmıştır.Daha iki gün önce de Şemdinli’de 11 askerimiz şehit olmuştur.  Şehit olan tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, acısı derin olan ailelerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ateş en fazla düştüğü yeri yakar doğru ama her şehit haberinde bizim de yüreklerimiz dağlanmaktadır. Acımızı ifade etmekte zorlanmaktayız. Bununla beraber son zamanlarda artan terör eylemlerinin uluslar arası gelişmelerden ve içeride bazı çirkef siyasi hesaplardan cesaret aldığını düşünmekteyiz.

Üye Giriş Formu



Anketler

Sitemizin yeni tasarımını nasıl buldunuz?
 

TÜRKİYE HABERLERİ

AYM: Siyasi bir karar almasını isteyemeyiz! PDF Yazdır e-Posta
SİTE YÖNETİCİSİ tarafından yazıldı   
Pazar, 13 Aralık 2009 16:44

Türkiye'de siyasi iktidar iki başlıdır. Bunlardan biri halkın oyuyla başa geçen hükümettir. Diğeri bürokratik iktidardır. Kabaca bir ayrım yaparsak:
Hükümetin etki alanı bir şeyleri "yapmakla" oluşur.
Bürokrasinin etkisi ise esas olarak "yaptırmamak" üzerine kuruludur.

Bürokratik siyasetin su yüzüne çıktığı, kendini belirgin kıldığı kurumlardan biri de Anayasa Mahkemesi'dir (AYM).
AYM zaman zaman siyasi kararlar alarak yaptırmama gücünü (buna 'veto gücü'de denebilir) ortaya koyar.

Bu hukuk maskeli siyaset mekanizmasının nasıl çalıştığını yakın tarihlerdeki iki çok önemli kararda apaçık gördük:
1) Nisan 2007'deki '367' kararı: Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını engellemek için alınmış bir karardı. Gerekçeli karar açıklandığında, birçok hukuk profesörü, kararla adeta dalga geçen yazılar kaleme aldı.
2) Haziran 2008'deki 'Anayasa değişikliğini iptal' kararı: Meclis 411 oy gibi olağanüstü bir çoğunlukla Anayasa'nın 10 ve 42'nci maddelerini değiştirmişti. AYM, Anayasa'nın 148'inci maddesini çiğneyerek ve Meclis'in yetkisini gasp ederek değişiklikleri iptal etti.
Bu da bürokrasinin imtiyazlarını koruyan otoriter laiklik ideolojisine uygun bir siyasi karardı.

***
AYM'nin yakın tarihinde böyle unutulası sayfalar olduğundan, birçok kişi, DTP hakkında da hukukla alakası olamayan siyasi bir karar verdiğini düşünüyor.
DTP'nin kapatılma kararının çok önemli siyasi sonuçları olacağı doğrudur.
Ama bir sürü eksik gediğe rağmen (örneğin parti üyesi olmamasına rağmen Leyla Zana'ya yasak getirilmesi) yine de AYM'nin kararına siyasidir diyemem.
Kararı alanlar tek tek siyasi karar vermiş olsalar dahi diyemem. Çünkü: 
Bu kez AYM, '367' kararında olduğu gibi kelime oyunlarına, anlatım boşluklarına sığınmadı. 
'10 ve 42'nin iptalindeki gibi yetkisini aşmadı ya da yetki gaspı yapmadı.
Sebep ortada: Bu yasalarla iş görürseniz, DTP'yi kapatmak zorundasınız.
AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın, neredeyse özür dilercesine, demokratik açılıma zarar vermek gibi bir niyetlerinin olmadığını söylemesi boşuna değil: Biliyor olayın nereye varacağını...
Hatırlarsanız: Geçen gün, "Belki de en iyisi karar vermemek" demiştim. Çünkü işin buraya varacağı belliydi...
Bence AYM belki karar vermeyi bir miktar erteleyebilirdi. Ama o kadar.

***
Hukuk
açısından bakıldığında, bu yasalar demokratik değil, özgürlükçü değil, insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden yana değil.
Etnik açıdan bakıldığında ise bu yasalar Kürtleri yok sayıyor. (Dini açıdan da Alevileri yok sayıyor. Gayrimüslimlere ise 'yabancı' muamelesi yapıyor.)
Size net bir örnek vereyim:
Bu öyle bir sistem ki milyonlarca oy almış bir partiyi kapatabiliyor ama örneğin Genelkurmay Başkanının yargılanmasına izin vermiyor.
Garabete bakın: GK Başkanını görevden almak mümkün ama yargılamak neredeyse mümkün değil.

***
Şu nokta önemli:
Demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana olanlar, "AYM yanlış yaptı; siyasi bir karar alarak, DTP'yi kapatmamalıydı" diyemez.
Eğer derlerse, AYM'nin, yukarıda örneklerini verdiğim, eski siyasi kararlarını da meşru görmüş olurlar. Emre AKÖZ SABAH
Ne yapmalı, derseniz: Küreklere asılmaya devam.